2018 Sonuç Bildirgesi

Test

Form Gönderimi

Tamam

4. ULUSLARARASI BİYOSİDAL KONGRESİ

  1. 25-29 MART 2018 ANTALYA

    SONUÇ BİLDİRGESİ

 

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği işbirliği ve Çukurova Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’nin desteği ile 25-29 Mart 2018 tarihleri arasında düzenlenen 4. Uluslararası Biyosidal Kongresi başarı ile tamamlanmış olup, kongrenin organizasyonunda emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

     Kongre süresince, iklim değişikliğinin vektörlere etkisi, insektisit direnç çalışmaları, rodentisitler ve direnç gelişimi, laboratuvar uygulamaları, biyosidal ürünlerde iş sağlığı ve güvenliği, sağlık kuruluşlarında ve belediyelerde biyosidal ürün uygulamaları gibi çok sayıda konu başlığında bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirilmiştir.

 

     Kongremizi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Avrupa Haşere İdaresi Dernekleri Konfederasyonu, Boya Sanayicileri Derneği, Halk Sağlığı Haşere Kontrolü Derneği, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Türkiye Belediyeler Birliği ve Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşu desteklemiş ve pek çok özel sektör kuruluşu kongre organizasyonuna katkıda bulunmuştur.

     Kongre kapsamında 16 oturum, 3 konferans, 1 çalıştay, 1 kurs gerçekleştirilmiş, 28 sözel bildiri sunulmuş, 62 poster sergilenmiştir. Kongremize 8’i yurt dışından, 53’ü yurt içinden olmak üzere toplam 61 akademisyen ve konuşmacı, 257 sağlık çalışanı, 73 belediye çalışanı, 28 öğrenci ve 277 özel sektör temsilcisi olmak üzer toplam 702 kişi katılmıştır.

    Kongre süresince biyosidal ürünler konusu, çeşitli açılardan irdelenmiş ve konunun tarafları bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini paylaşma şansı bulmuşlardır.

Kongre kapsamında yapılan tartışmalar neticesinde ana hatları ile aşağıdaki hususlar kararlaştırılmıştır:

    

  • Biyosidal ürünler ve bitki koruma ürünleri insan hayatını kolaylaştırmak, ürünlerini ve faaliyetlerini zararlılardan korumak için vardır. Ancak, unutulmamalıdır ki bunların pek çoğu kimyasal içerikli ürünlerdir. Avrupa Birliği’nde kullanımı durdurulan aktif maddelerin, ülkemizde de aktif madde olarak kullanımı durdurulmaktadır. Bu, olumlu bir gelişme olmakla birlikte uygulamalarla gıdalarda ve yaşam alanlarındaki kalıntılarının tespiti ve kontrolü yapılmalıdır.
  • Bitki koruma ürünleri ile ilgili mevzuat geliştirilmektedir ve bitki koruma ürünlerine ilişkin iş ve işlemlerin tamamen elektronik ortamda yürütülmesi, ürünlerin karekod sistemi ile takibi sağlanmıştır. Biyosidal ürünlerin ve aktif maddelerinin de üretimi ve ithalatından kullanımı ve bertarafına kadar tüm aşamalarda kontrol altında tutulması; sürdürülebilir kullanım ve insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından teşkil edecekleri risklerin minimuma indirilmesi için son derece önemlidir. Bu nedenle, konuya yönelik yasal düzenlemelerin yapılması ve elektronik uygulamaların geliştirilmesi gereklidir.
  • Özellikle açık alanda kullanılan bitki koruma ürünleri ve biyosidal ürünler arılar için büyük risk oluşturmaktadır. Son zamanlarda toplu arı ölümleri ve fizyolojik bozuklar görülmektedir. Bu nedenle söz konusu ürünlerin uygulamalarının arıların aktif olmadığı gece saatlerinde yapılması, arıcılıkla uğraşan vatandaşların yapılacak uygulamadan önce bilgilendirilmesi ve bu hususlara ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması gereklidir.
  • Dünya Sağlık Örgütüne her yıl binlerce vaka bildirilmekte ve 2 milyondan fazla insan sivrisinek kaynaklı hastalıklar nedeni ile yaşamını yitirmektedir. Halen sürdürülebilir bir biyosit standardı oluşturulamamıştır ancak, Avrupa’da halk sağlığı risklerini incelemek, halkı bilgilendirmek, farkındalık oluşturmak ve kontrolü aktif bir şekilde sağlamak için küresel bir haşere yönetim sistemi oluşturulmuştur. Avrupa’da profesyonel haşere mücadelesi yapan 428 şirket kayıtlı iken ülkemizde bu sayı 1000’den fazladır. Ülkemizde haşere mücadelesinin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için standardize edilmesi ve yasal düzenlemelerin yapılması gereklidir.
  • İklim değişikliği ve sıcaklık artışı; zika, çikungunya, dang humması, sıtma, batı nil ateşi ve sarıhumma hastalıklarının en önemli etkeni olan sivrisinek gibi vektörler için daha uygun ortamlar oluşturmaktadır. Aedes aegypti’nin yayılımının değiştiği ve Aedes albopictus’un özellikle İspanya’da son bir yıl içerisinde hızla yayıldığı gözlemlenmektedir. Çevresel değişimler, ormanların tahribi, tarımın azalması ve et üretiminin artması, şehirleşme ve depolanan su miktarındaki artış ile seyahatlerin artması vektörel hastalıkların daha kolay yayılımına sebep olmaktadır. İklim değişikliğinin önlenmesi çabalarının yanı sıra iklim değişikliğinin oluşturacağı ek yükler arasında bu hususların da dikkate alınması gereklidir.
  • Milattan önce 1500’lü yıllara kadar uzanan haşere mücadelesinde 1940’larda DDT’ye karşı direnç gelişiminin gözlemlenmesinden beri direnç önemli bir sorun olarak görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün yayımladığı rehberlerde aktif maddeler için tavsiye edilen uygulama dozlarını artırdığı görülmektedir. Biyosidal ürünlerin yanlış zamanlama, uygulama şekli ve dozlarda yapılması haşerelerde yapısal, davranışsal, fizyolojik, çapraz ya da özel direnç geliştirmelerine sebep olabilmektedir. Uygulayıcıların etiketleri okumasının, kullanım talimatlarına harfiyen uymasının önemi büyüktür, ancak laboratuvar ortamında yapılan testler sahadaki durumu tam olarak yansıtmayabilir. Bu nedenle direnç oluşumunun takibi ve engellemek için gerekli önlemlerin alınması şarttır.
  • Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün karasinekler ve sivrisineklerde direnç gelişimini tespite yönelik başlattığı pilot uygulama memnuniyetle karşılanmıştır. Konya ve Şanlıurfa illerinde mutasyon kökenli yeni genetik kazanımlar yoluyla gelişen direncin tespitini amaçlayan projede elde edilen ön veriler direnç gelişiminin olası varlığını göstermektedir. Çalışmanın devamında direncin niteliği, derecesi, zaman içerisinde seyri belirlenecek ve raporlanacaktır. Bu pilot çalışmanın yurt çapında uygulanması, haşerelerle mücadelede biyosidal ürün uygulamalarının doğru idaresi açısından son derece önemlidir.
  • Mekanik, fiziksel ve kültürel mücadele yöntemlerinin kullanımı sayesinde larvasit ve insektisit tüketiminde çok ciddi oranlarda azalma sağlandığı kaydedilmiştir. Belediye uygulamalarında yalnızca kimyasal ürünlerin kullanılması yerine üreme kaynaklarının belirlenerek fiziksel mücadele yöntemlerinin uygulanması, açık ve kapalı alanlarda aktif madde içermeyen ancak biyosidal amaçlı kullanılan ürünlerle haşere mücadelesinin etkin bir şekilde yapılması entegre haşere yönetimi açısından önemlidir.
  • Biyosidal ürünün etkin olmaması direnç geliştiği anlamına gelmeyebilir. Uygulama ile ilgili sorunlar, depolamayla ilgili sorunlar, su kalitesi ve pH değeri, cihazların kalibre olmaması, rüzgâr hızının dikkate alınmaması, yanlış zamanlarda ve sürelerde uygulama yapılması, aktifler maddeler arasında rotasyon uygulanmaması, ambalaj içeriğindeki ürün miktarının etiket miktarından farklı olması, üretim kalitesi ile ilgili sorunlar, düşük saflıklar, inert maddelerle ilgili sorunlar etkinlik üzerinde son derece etkilidir. Bu itibarla ürün içeriğindeki maddelerin kalitesinden, üretim prosesinin kalitesine; uygulamacının etiket okuma becerisinden, uygulama ekipmanının kalibrasyonuna; saklama koşullarından, uygulamada kullanılan suyun niteliklerine kadar her aşama için yüksek standartların ve rehberlerin oluşturulması gereklidir.
  • Ortalama bir pestisit içeriğinin %0,1-75’i aktif madde, %5-30’u emülgatör, %20-95’i solventten oluşmaktadır. Bu itibarla sadece aktif maddenin toksisite ve ekotoksisite verileri ile değerlendirme yapmak uygun değildir. Aktif maddelerin olduğu kadar diğer bileşenlerin de saflığı, safsızlığı, akut veya kronik toksik etkileri, su, toprak ve hava gibi çevre kompartmanlarına etkileri, metabolitlerinin etkileri dikkate alınmalıdır.
  • Rodentisit kaynaklı ikincil zehirlenmeler özellikle kuşlar ve memeliler açısından büyük risk oluşturmaktadır. Antikoagülanlar, itici kokusu olmadığından hedef dışı canlılar için; renkli granül rodentisitler ilgi çekici göründüklerinden özellikle çocuklar için tehlike arz etmektedirler. Rodentisitlerle alakalı düzenlemelerin hassas grupların etkilenimini azaltacak şekilde geliştirilmesi gereklidir. Bunun yanı sıra fiziksel mücadele metotlarının ve antikoagülanlar dışındaki aktif maddelerin kullanımlarının artırılması, alternatif aktif maddeler geliştirilmesinin teşviki gereklidir.
  • Tıbbi cihaz dezenfektanları Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından kaydedilmekte, yüzey dezenfektanları ve haşere mücadele ürünleri gibi biyosidal ürünler ise Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından izinlendirilmektedir. Ürünlerin etkinliklerinin belgelenmesinin yanı sıra kalite standartlarına uyumunun da gösterilmesi önemlidir. Bu itibarla belediyelerin, kamu ve özel hastanelerin, diğer kurum ve kuruluşların yapacakları alımlarda kullanacakları alana ve hedef organizmaya uygun, etkin ve kaliteli, izinlendirilmiş veya kaydedilmiş ürünleri satın almaları gereklidir.
  •  Hastane enfeksiyonu açısından dezenfektanların gereksiz, fazla veya önerilen konsantrasyonun altında kullanılması mikroorganizmaların dezenfektanın rezidüel konsantrasyonlarına maruz kalması, direnç gelişiminin sebebidir. Antimikrobiyal direnç daha ciddi seyirli ve tedavisi daha zor ve maliyeti yüksek bir olgudur. Bu nedenle dezenfektanlar uygun dilüsyonlarla hazırlanarak uygun şartlarda saklanmalı, uygun endikasyonlarda kullanılmalı, etki spektrumları bilinmeli, direnç profilleri belirlenmeli, periyodik kontrolleri yapılarak kullanılmalıdır.

  • Laboratuvar akreditasyonu için idari ve teknik şartların karşılanması ile teknik altyapının oluşturulması önem arz etmektedir. İzlenebilirlik, tekrarlanabilirlik, ölçüm belirsizliği ve yeterlilik testleri kritik kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Biyosidal ürün analizlerinin akredite laboratuvarlarda yapılması bir gerekliliktir. Bunun yanı sıra Biyosidal Ürün Laboratuvarlarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında düzenlemenin güncellenmesi gereklidir.

  • Son yıllarda algı yönetimi yoluyla insanların ve çevrelerinin ameliyata girercesine temiz olması gerektiği fikrinin yaygınlaştığı ve hijyen kelimesinin suiistimal edildiği gözlemlenmektedir. Oysa, bu kadar hijyenik olmanın ve hijyenik ortamlar yaratmaya çalışmanın bir anlamı yoktur. Reklam mevzuatı, ispat külfetini iddia sahibine yüklemektedir, bununla birlikte bazı ürünler birden fazla kamu kurumunu ilgilendirmektedir. Kimyasalların gereksiz yere ve kontrolsüz kullanımı çok daha önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu itibarla mevzuatın geliştirilmesi, kurumların ortak çalışmasının sağlanması, ürünlerin kullanım amaçlarının netleştirilmesi ve algı yönetiminin önlenmesi gereklidir.
  • Biyosidal ürünler için kimyasal yapısına uygun ambalaj malzemesi seçimi önemlidir. Özellikle sodyum hipoklorit, hidrojen peroksit ve povidon iyot gibi aktif maddelerde yanlış ambalaj malzemesi seçimi ürünlerin stabilitelerini ve bazı durumlarda ürün içeriğini etkilemektedir. Bazı ürünlerin ambalajlanmaktansa kullanılacağı yerde oluşturulması çok daha etkili bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerinde üretilen biyosidal ürünlerin izinlendirilmesi ve kullanımı konusunda yasal düzenlemelerin en kısa sürede yapılması gereklidir.
  • Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması Hakkında Yönetmelik’in yayımı ile birlikte kimyasallar mevzuatının Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumu konusunda önemli bir adım daha atılmıştır. Biyosidal ürünler konusunda da kısa zamanda Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumun sağlanması, aktif maddelerin kaydının, değerlendirilmesinin, izinlendirilmesinin ve kısıtlanmasının ilgili bakanlıkların yüksek düzey işbirliği ile ülkemiz özelinde yapılması gereklidir.
  • Biyosidal ürünlerin üretimi evresinde olduğu kadar depolama, taşıma, uygulama ve bertaraf evrelerinde de iş sağlığı ve güvenliğine dikkat edilmesi, olası risklerin belirlenmesi, en kötü senaryoların oluşturulması ve bunlara göre önlemler alınması gereklidir.
  • Biyosidal ürünle işlenmiş eşyalar konusunda halen bir yasal düzenleme bulunmamasının yanı sıra biyosidal ürünlere ilişkin verilerin üretilmesinde uluslararası kabul görmüş testlerin kabul edilmemesi sorunlar oluşturmaktadır. En kısa sürede yasal düzenlemelerin yapılması ve rehber dokümanların hazırlanması ile ilgili standart metotlarla akredite kuruluşlarda yapılan testlerin kabulü ve sektörde yaşanan sorunların ortadan kaldırılması gereklidir.
  1. 4. ULUSLARARASI BİYOSİDAL KONGRESİ

DÜZENLEME KURULU



© FTS Turizm Kongre Organizasyon Hizmetleri | Tüm Hakları Saklıdır.
Web Tasarım Teknobay.